Beylerbeyi Sarayı cephe süslemeleri

2010-08-23 14:29:00
Beylerbeyi Sarayı cephe süslemeleri  
 
 
 
 

Sarayın cephesi süslemeleri açısından 19.yy’ın diğer Osmanlı saray ve kasırlarından daha sade bir görünüme sahiptir. Ana yapının cephelerinde iç mekanın tersine ağırlıklı olarak batı tarzlarının kullanıldığı görülür.

İstavroz bahçeleri denilen bu yerde eskiden ahşap bir saray mevcuttu. Sultan Abdülaziz padişah olduktan sonra bu ahşap sarayı yıktırmış ve 1861-1864 tarihleri arasında bugünkü sarayı yaptırmıştır. Ancak sarayın üst bahçesinde Sarı köşk ve Mermer köşkler eski sarayın parçaları olarak kalmıştır.



Beylerbeyi Sarayının mimarı yine Dolmabahçenin mimarları olan Balyan ailesinden Serkiz Balyan kalfadır. Fransız Barok mimarisinden ilham alınarak çizilen saray tamamen mermerden ve Bakırköyünden getirtilmiş küfeki taşlarından inşa edilmiştir. Gerek dış görünüşü gerekse iç taksimatı bakımından oldukça süslüdür. Bodrumuyla beraber, üç kattır. Harem ve Selâmlık dairelerinin cepheleri denize bakar, burası 23 oda ile 6 salondan oluşur.

Binaya giriş üç cepheden kavisli barok mermer merdivenlerle verilmiştir. Ancak Hareme giriş kısmındaki merdivenler daha sadedir.

Dışa nazaran iç süsleme, çok daha farklıdır. Mobilyalarda, ayna, avize, konsol ve kornişlerde 19. yy. Avrupa sanatı görüldüğü gibi tavanda ve sütun başlıklarında doğu üslûbu bir batı anlayışı içindedir. Meselâ tavanda doğu üslûbuna has geçmeler, mukarnasa benzeyen aralıklar, aralardaki sitilize rumiler yeni bir anlam getirmişlerdir. Abdülaziz sarayın süslenmesi sırasında Polonya'dan Chlebowsky isimli bir ressam getirmiş, eskizlerini kendi çizdiği tavan resim ve nakışlarını bu ressama yaptırmıştır.

Eskizlerinin bir albüm halinde ressamın karısında muhafaza edildiği bilinmektedir. Sarayın bir çok odalarının salonlarının tavanlarını süsleyen yağlı boya arasında Osmanlı bayrağını taşıyan yelkenli savaş gemileri Sultan Abdülaziz'in isteğinden olsa gerektir. Ayrıca tavan ve duvarlarda güzel sülüs ve talik ile yazılmış manzum parçalar da dikkate değer.

Alt katta orta kısmı işgal eden mermer havuzlu büyük salon 16 mermer sütunludur. Salonda fiskiyeli havuzun bulunması bize doğu saraylarını düşündürürken ortadaki mermer yunuslu fiskiye tamamen barok çeşmelerinde karşımıza çıkar. Burada doğu ile batı fikirleri birarada verilmiştir. Deniz tarafındaki duvar üzerinde ajurlu demir döküm kanatlı iki kapı ile rıhtımdan saray bahçesine geçilir. Duvarın iki ucunda iki minik deniz köşkü yer alır. Çadır biçiminde çatı tepeye doğru sivrilir.

Deniz cephesi köşegen olup kara tarafında giriş önüne yerleştirilmiş kubbeli revaklı kısımlar yer alır.

Arkaya doğru setler halinde uzanan bahçe nadide ağaçlarla havuzlarla, bilhassa sanatkâr ellerden çıkmış bronz heykellerle süslenmiştir. Hepsi de 1864 yılında Paris'te yapılmışlardır. Kaidelerine yapan sanatkârların adları ve tarihleri kazınmıştır.

Sarayın son seddinde 80 m. uzunluğunda 30 m. eninde ve 3 m. derinliğinde mermer bir havuz vardır ki, buraya ayrı bir hava vermektedir. Ayrıca Sarı Köşk, Serdâb Köşkü ve Ahır Köşkü de yine bu set üzerinde havuz cıvarına sıralanmışlardır. Büyük havuzun solunda yer alan Sarı Köşk adını taşının ve badanasının renginden alır. Üç katlı inşa edilmiştir. Altında bir salon ve iki oda halinde bir bodrum, üstünde birer giriş ile birer salondan ve yanlarında ikişer odadan oluşan iki kat vardır. Eski Beylerbeyi Sarayının ayakta kalan parçalarından birisidir.

 


Havuzun arkasında yer alan Serdâb Köşkü Mermer Köşk olarak da anılmaktadır. Bir sofa ve iki odadan ibaret olan köşkün yüzü mermerle kaplıdır. Sofanın ortasında mermerden fıskiyeli bir havuz yer alır. Ayrıca sağ ve sol duvarlara gömülü mermer selsebil havuzu tamamlayıcı unsurlardır. Selsebillerde suyun tatlı akışını sağlamak için yukarıdan aşağıya genişleyen zarif çanaklar yapılmıştır. Buradan akan sular öndeki yalaktan havuza akar. İsminden ve tarzından da anlaşılacağı üzere köşk sıcak günlerde serinlemek maksadıyla yapılmıştır. Eski Beylerbeyi sarayının bir parçası olduğu söylenir.

Havuzun sağında yer alan Ahır Köşkü Beylerbeyi Sarayı ile birlikte Padişahın ve sarayın atlarının bakımı için yapılmıştır. Köşkün dışarıya çıkan kısmında geniş camlı bir kapı ve pencereler vardır. Bunların tavanını üzengi, kolan, gemden oluşan renkli armalarla, yırtıcı hayvanların diğer hayvanlara saldırışını tasvir eden resimler süsler. İçinde atlar için sağlı ve sollu, demir parmaklı 20 bölüm vardır. Zemin dikine konan tuğlalarla süslenmiştir.

Saray 1909 da imparatorluğun son yıllarında onarılmıştır. Rıhtımı, Fransız deniz inşaat mühendislerinden Oji ile Liman reisi Miralay Mustafa Bey tarafından planları oluşturulmuş ve buna göre rıhtım onarımı yapılmıştır.

Bu yazlık sarayın ilk büyük misafiri imparatoriçe Ojenidir. Abdülaziz'in Fransa seyahatini kendi ve III. Napolyon namına iade eden imparatoriçe Beylerbeyi Sarayında ikamet etmişti. İran Şahı Nasrûddin Şah, Karadağ Kralı Nikola İstanbul'u ziyaretlerinde Beylerbeyinde misafir edildiler.

Balkan harbinin çıkması üzerine Selânik'te bulunan eski hükümdar II. Abdülhamid İstanbul'a getirildi ve buraya yerleştirildi. Kendisine alt katta bahçeye bakan bir odayı yatak odası olarak seçmiş 1918 de yine bu odada ölmüştü.

Sarayın son misafiri ise 1. Cumhurbaşkanı M.K.Atatürk'tür. Sarayın Harem dairesinde iki kere kalmıştır.


1. Selamlık Girişi Cephesi : Sarayın Selamlık tarafının önünde Avrupa barok saraylarının bahçelerinin tarzında düzenlenmiş simetrik ve havuzlu bir bahçe yer alır. Bahçedeki oval havuzun etrafında mermer aslan heykelleri vardır. “İki katlı olan sarayın cephesi Fransız barok saraylarından esinlenerek düzenlenmiştir” (1).

Cephenin öne doğru çıkıntı oluşturan bölümü barok özellik gösterir. Barok yapılarda görülen bu çıkıntı cepheye hareketlilik kazandırır. Selamlık cephesinin çıkıntılı giriş bölümünün iki katında da aynı tarz mimari öğelere yer verilmiştir. Ortada üçlü, yuvarlak kemerli pencereler bulunur. Alt katta ortadaki pencere giriş olarak kullanılır. Üçlü pencere guruplaması Neo-klasik yapılarda görülen bir özelliktir.bu pencerelerin iki yanında daha küçük boyutlu birer dikdörtgen pencere yer alır. Cephede üçlü pencereler arasında alçak bir podyum üzerinde yükselen ve öne doğru çıkıntı oluşturan korint sütun başlıklı birer sütun vardır. Sütunların yivleri antik mimarideki örneklerinden farklıdır. Alttaki sütunların kalın yivleri üçte bir yükseklikten başlarken üsttekiler tüm sütun boyunca üç bölümlü yivlere sahiptir. Üçlü pencerelerle dikdörtgen pencerelerin arasında aynı podyum üzerinde yükselen ikili sütunlar görülür. Dikdörtgen pencerelerin diğer taraflarında ise ikili sütunlarla aynı yüksekliğe sahip ama çıkıntı oluşturmayan biri dikdörtgen diğeri yuvarlak ikişer pilastır yer alır. Yine dikdörtgen pencerelerin iki yanında yükselen dikdörtgen, yivsiz pilastırlar bir lentoyla birleşir. Lentonun üst kısmında ise dikdörtgen bir pano içinde rozet motifi vardır. Bu Neo-klasik ve Ampir yapıların cephelerinde görülen bir özelliktir. Rozet motifinin etrafında dikdörtgenin dört köşesine gelecek şekilde uçları belirgin C kıvrımlı dört bezeme yerleştirilmiştir. İki katı birbirinden ayıran silme sütunların bulunduğu kısımlarda çıkıntı oluşturur. İkinci katın sütunlarının altına gelen bu kısımlar çokgen biçim alırken, üstte korkulukla üst katı ayırırken kare veya dikdörtgendir. Her iki kat üzerinde yer alan silmenin en üstünde siyah bir şerit dolanır. Bu şerit ikinci katın yuvarlak kemerli ve dikdörtgen pencerelerinin üzerinde de görülür. Alt kat pencerelerinin yuvarlak kemerleri de çıkıntı oluşturarak bağımsız bir biçim kazanır. Yuvarlak kemerli pencerelerin üzerinde iki boş pano arasında rozet motifi bulunur. İki katın arasında taşıyıcı işlevi olmadan süsleme amaçlı kullanılmış, üçlü olarak sıralanan konsollar vardır. Konsollu diziyi bölümleyen sütun başlıklarının üzerinde yer alan dörtgen biçimli taşıyıcı öğelerdir. Konsollu kısım üst kat üçlü pencerelerinin üzerinde daha farklı bir biçim alır. Konsollar geometrik formlar içine yerleştirilmiştir ve aralarında üçgen boşluklarla geçiş sağlanmıştır.

Girişin iki yan kanatlarında da üçlü pencere grupları görülür. Ancak alt kattaki pencereler ortadaki daha büyük olmak üzere dikdörtgendir. Ortadaki pencerenin üzerinde yuvarlak alınlık bulunur. Kemerin içinde iki üçgen pano arasında rozet motifi vardır. Pencerenin iki yanındaki dikdörtgen pilastırların üzerinde askı çelenk ve palmet motifleri yer alır. Kemerin iki tarafında çıkıntılı girişin dikdörtgen pencerelerinin üzerindeki gibi dikdörtgen pano içinde yuvarlak ve onun içinde de rozet ve çeşitli bezemeler bulunur. Üste geçişte tekli ve ikili konsollara rastlanır. Üst katta ortadaki pencere dikdörtgen değildir. Yuvarlak kemerle son bulur ve her iki tarafında yivsiz korint sütunlar yer alır. Kemerin iki yanında dikdörtgen pano içinde rozetli motif tekrarlanmıştır. Üstte arşitrav daha yukarıda bölünmeden devam eden konsol dizisi görülür. Alt ve üst katın köşelerinde yine sütunlara yer verilmiştir.

Korkuluklarda da batı etkilerini görmek mümkündür.ancak Dolmabahçe Sarayı ve batı barok saraylarının korkuluklarından biraz farklıdır. “Daha çok İtalyan Toskana mimarisinde görülen korkulukları hatırlatır. Ancak sayısı ve büyüklüğü Toskana oranından daha üstündür” (2). Giriş bölümünün korkulukları dikdörtgen bir form içinde karelerle oluşturulmuş kafes şeklinde devam ederken, yan kanatlarda kafesli bölümlerin arasında yuvarlak içinde rozet ve üzerinde bir dizi diş kesimi yer alır. Korkuluğun üzerinde yine yer yer çıkıntı oluşturan siyah şerit dolanır. Kafesli bölümleri birbirinden dikdörtgen kısa pilastırlar ayırır. Her bölümün altında içi boş yuvarlak motifler vardır.

Girişin önünde yer alan ve cephenin anıtsal görünümüyle bütünleşen mermer merdivenler üç yöne doğru çokgen bir şekilde uzanır. Bu görünümüyle barok tarzdadır. Dokuzuncu basamaktan sonra iki sütunun yanlarında mermerden oturan aslan heykelleri durmaktadır. Buradan beş basamakla kapıya ulaşılır.

Yapının kuzey tarafında kalan Harem bölümünün cephesi de Selamlık cephesiyle aynı özelliklere sahiptir. Ancak buradaki merdivenler çokgen değil köşeli ve dikdörtgen biçimlidir. İlk kısma yanlardan üç basamakla çıkış sağlanır. Daha sonra altı basamakla iki sütunun yanında ayakta duran aslanların bulunduğu kısma çıkılır. Girişi sabırla bekleyen aslanlar birbirlerine ve kapıya yönelik dururlar.

2. Deniz Tarafı Cephesi: Deniz tarafında hem Harem hem de Selamlık bölümlerinin cepheleri yer alır. Bu kısım dikdörtgenin uzun tarafıdır. Cephede ikisi öne doğru çıkıntı oluşturan beş bölüm vardır. Çıkıntı oluşturan bölümlerin her iki katında da bir dikdörtgen pencere ve biri dikdörtgen, yivli, korint sütun başlıklı çift sütunlu düzenleme görülür. Denize bakan cephenin süsleme özellikleri Selamlık ve Harem cephelerindekine yakındır. Beşli bölünmenin çıkıntılı kısımları Selamlık cephesinin geride kalan bölümleriyle aynı özellikleri gösterir. Tek fark alt katta kemer hizasında, köşelerde konsollara yer verilmiş olmasıdır. Alt katın ortadaki dikdörtgen penceresi üzerinde yer alan yuvarlak kemer yayının içinde de bir dizi konsol sıralanır.kemeri taşıyıcı pilastırların üst kısmında yine askıçelenk-girland kullanımı görülür. Bu süsleme özellikleri orta kısım hariç diğer bölümlerde de yer alır. İki yanda ve geride kalan kısımlarda farklı bir düzenleme göze çarpar. Alt kat çıkıntılı kısımlarla aynıdır ama daha geniş tutulmuştur. Pencere yanlarındaki iki duvarda ön cephede görülmeyen dikey ve uçları yuvarlak çıkıntılı dikdörtgen pano vardır. Üç çerçeveyle belirlenmiş panonun ortasındaki yuvarlak içine rozet motifi, bu motifin iki tarafında yarım rozet ve C kıvrımlı motifler görülür. Bu pano düzenlemesi üst katta da tekrarlanır. Üst katın yuvarlak pencereli kemerlerinin yanlarında aynı podyum üzerinde yükselen çift sütunlara rastlanır. İlk sütunlar kemeri taşıyıcı niteliktedir. İkinci sütunların üzerinde de daha geniş yuvarlak bir kemer yükselir. Kemer yanlarında ön cephedeki gibi kareye yakın dikdörtgen pano içinde rozet motifli süslemeye yer verilmiştir. Yine ilk kat ve ikinci kat arası silme ile ikinci kat ve korkuluk arasında yer alan silmenin altındaki kısımlarda konsol dizisine rastlanır. Bu sadece cephenin geride kalan orta bölümünün alt katında farklılık gösterir. Burada konsol yerine iki süslemesiz -içi boş- dikdörtgen pano ve arasında yuvarlak formun kullanımı göze çarpar. Orta bölümün alt katında Selamlık cephesinin girişinin tersine iki yanda tek, ortada çifter sütun bulunur. Geride kalan üçlü pencere yuvarlak kemerlidir. Kemerlerin üzerindeki iki içi boş form arasında yuvarlak motif vardır. Pencerelerin kemerlerinin taşkın çıkıntılarının uçlarından topuza benzer motifler sarkmaktadır. Bu ön cephenin yuvarlak kemerlerinde de görülen bir özelliktir. Üst kat balkon olarak düzenlenmiştir ve alçak korkulukları ajurludur. Bu bölümün yuvarlak kemerli pencerelerinin yanlarında birer sütun bulunur. Pencerelerin ve sütunların arasında yine dikdörtgen form içinde rozet motifine rastlanır. Pencere kemerleri üstten belirginleştirilmiş ve aralarına rozet motifleri yapılmıştır. Cephenin iki uç bölümündeki korkuluklarda yer alan ortadaki motifli bölümün üzeri yuvarlak alınlıklıdır. Bu ön cephede de kat ve korkuluk arasında yer alan silmelerin üzerinde siyah şerit dolanır. Cephenin bodrum kat pencereleri dikdörtgendir. Pencereler kıvrımlı S ve C motifleri yanı sıra yuvarlak biçimlerin görüldüğü parmaklıklarla kapatılmıştır. “Beylerbeyi Sarayı cephelerinde dekoratif etki ve görkemlilik sütun, gömme sütun ve pilastırlarla sağlanmaya çalışılmış, fazla süslemeye yer verilmemiştir” (3).

3. Deniz Köşkleri: Rıhtımda uzanan duvarın iki yanında biri Selamlık diğeri Harem’e ait olan, deniz kıyısında dinlenmek için yapılmış iki deniz köşkü bulunur. Tasarımı Sarkis Balyan’a ait olan birbirinin aynı köşkler denize yönelik olarak planlanmıştır. “Denize doğru uzanan bir salon ile bahçe tarafında arkadlı bir girişi olan, yanlarda küçük servis hacimleri bulunan çok sade planlı ama fantezi dolu bir çift yapıttır. Deniz köşklerinin tasarımı oryantalizmin İstanbul’daki en çarpıcı ve tipik uygulamalarından biridir. Salonun deniz tarafındaki köşeleri pahlanmış ve üstü sekizgen tabanlı ve çadır biçimli bir eğrisel örtüyle örtülmüştür. Ahşap kaburgalı örtü etek kısmında sivri kaş kemerler oluşturarak alt yapıya bağlanır. Her kemerin altında bir daire biçimi bir de dikdörtgen pencere vardır. Her pencere çifti atnalı kemer şeklinde profilli silmelerle çevrilmiştir.” (4). Yapının girişindeki derin revak havuzlu bahçeye doğrudur. Önde 6, iç kısımda 2 ve köşelerde de gömme sütunların üzerinde taşınan çok kubbeli örtü sistemine sahiptir. Kubbelerin iç yüzeyleri mavi zemin üzerinde kırmızı ve sarı renklerin kullanıldığı şeritler ve motiflerle bezenmiştir. “Sütunların üzerinde üst üste iki başlık ve bir tabla bulunmaktadır. İlk başlık kompozit düzende sonraki ise mukarnasları andıran bir görünümdedir.” (5). Beş kenarlı apsidal çıkıntıyla denize yönelen yapının servis mekanlarının cephelerinde de yuvarlak pencere görülür. Yuvarlak kemer içindeki bu pencerelerin altında kör pencereler yer alır. Yuvarlak pencereden aşağıya doğru inen silmelerle yatay dikdörtgenden dikeye çapraz bir şekilde geçiş sağlanır. Bu görünümle cepheye hareketlilik getirilmiştir.

Döneminin batıdaki örnekleri gibi tasarlanmış olan köşklerde içte ve dışta yoğun bezemeye yer verilen Magrib mimarlığının etkileri görülür. 14.yy’da inşa edilen Elhamra sarayı batıdaki 19.yy oryantalist yapılarına örnek teşkil etmiştir. Sarayların etrafına egzotik ve doğuya özgü özellikler barındıran köşkler yapılmıştır. Beylerbeyi Sarayı’nın deniz köşklerinde görülen doğuya özgü özellikler arasında sivri çatıları, ufak boyutları, kütleleri, çok kubbeli revak biçimleri, at nalı ve sivri kemer uygulamaları, çift sütun başlığı ve tabla kullanımı, kubbe içi renkli süslemeleri sayılabilir. Köşkler denizden ya da köprüden görüldüklerinde ufak boyutları ve dekoratif görünümleriyle biblo izlenimi uyandırırlar.

4. Deniz Kapıları: Deniz köşkleri arasında iki görkemli kapı yer alır. Kapılardan biri restore edilirken diğeri ayaktadır. Rıhtımın biraz gerisinde sarayın bahçe cephesi boyunca uzanan duvar bu kapılarla bölümlenmeye uğrar. Duvarın üzerinde üçlü birimler şeklinde düzenlenmiş pencere ve nişler yer alır. Ortada yuvarlak kemerli niş, yanlarda dikdörtgen kör pencereler bulunur. İki yanlarda duvar yüksekliği boyunca yükselen dikdörtgen pilastırlar vardır. Duvar üzerinde yer alan kapılar Dolmabahçe Sarayı’nın kapılarının kanatları gibi ajurlu ve demir döküm kanatlara sahiptir. Kapının iki yanında sekizli gruplar halinde sütunlar yükselir. Yüksek podyum üzerindeki sütunların üstlerinde tablalar ve onun da üzerinde korniş vardır. Sütunların gövdeleri bitkisel bezemelerle süslenmiştir. Ajurlu demir kanatların üst kısmında, iki yanda sütunların taşıdığı tablalar arasında konsol dizisi bulunur. Kornişin üzerindeki taçlandırılmış kısımda padişahın tuğrası bulunurdu. Bu kısımda çeşitli askeri motiflerin iki yanındaki vazo şeklinde tepeciklerle sonlandırılmıştır. Deniz kapıları da diğer cephe ve köşklerdeki gibi eklektik tarza göre yapılmışlardır.


 Beylerbeyi sarayı 1861-1865 yıllarında, İstanbul’un Beylerbeyi semtinde eski ahşap bir sahil sarayının yerinde Sultan Abdülaziz tarafından Sarkis Balyan’a yaptırılmıştır. İnşaası 4 yıl sürmüş ve yapımında 5.000 kişi çalışmıştır. Çalışan işçilere moral ve şevk vermek amacıyla müzisyenler sürekli müzik çalmışlardır.

 

 Otantik mobilyalar, halılar, perdeler ve diğer eşya olduğu gibi korunmuştur.


İki katlı yapı haremlik ve selamlık bölümlerini ihtiva eden 26 oda 6 salon ve 6 banyodan ibarettir. Denize bakan cephe süsleri, bakımlı bahçe ve orta bölümdeki havuzlu salon ile spiral merdivenler dikkat çeken yerlerdir. Arka yamaçta bir büyük havuz, teraslar ve türünün güzel örneği at ahırları yer almıştır. 1970′li yıllara kadar kullanılan eski ana yol bir tünel ile saray bahçesinin altından geçmekteydi. Yazlık bir saray olarak yapıldığından ısıtma donatımı yoktur. Serinlik vermesi amacıyla ve yapılan görüşmelerin duyulmaması için sarayın içine havuz yaptırılmıştır.


Sahilde iki küçük seyir köşkü bulunan sarayda devlet misafirleri de ağırlanırdı. Tahttan indirilince Selanik’e gönderilen II. Abdülhamit Balkan Savaşı patlak verince Beylerbeyi Sarayı’na getirilmiş ve 1918′de burada ölmüştür. Müze-saray yıl boyu ziyarete açıktır.

 

Cephe ve iç dekorasyonda Doğu ve Türk motifleri, Batı süs öğeleri ile birlikte kullanılmıştır.

 

Denize düşkünlüğüyle bilinen Sultan Abdülaziz ayrıca tavanları bol miktarda deniz ve gemi tabloları ile döşetmiştir.

 


 

 

734
0
0
Yorum Yaz