Çağrılmayan Yakup | Edip Cansever

2013-10-30 13:51:00

Her türlü bir şeyler sizin olsun, ben artık Hep böyle istiyorum, ayıp degil ya Durduğum bir gündü, diyorum, yüzümü göğe doğurduğum Bir gündü ve yaşar gibi kaldığım bir yaşama içinde Ve yollarda ölü baykuşlar bulduğum
  I

 

          Kurbağalara bakmaktan geliyorum, dedi Yakup

          Bunu kendine üç kere söyledi

          Onlar ki kalabalıktılar, kurbağalar

          O kadar çoktular ki, doğrusu ben şaşırdım

          Ben, yani Yakup, her türlü çagrılmanın olağan şekli

          Daha hiç çağrılmadım

          Biri olsun "Yakup!" diye seslenmedi hiç

          Yakup!

          Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım

          Ve içimden durgun ve çürük bir suyu düşüreyim

          Ceplerimdeki eskimiş kağıt parçalarını atayım

          Sonra bir güzel yıkanayım da.

          Ben size demedim mi.

 

          Evet, kurbağalara bakmaktan geliyorum

          Sanki böyle niye ben oradan geliyorum

          Telaslı, aç gözlü kurbağalara

          Bakmaktan

          Bilmiyorum

          Bilmiyorum, bilmiyorum

          Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? Hayır, Yakup

          Bazen karıştırıyorum.

 

          Bazen karıştırıyorum ya, çok uzun bir gündü

          Sonra bu çok uzun günün sıcak bir günü

          Kediler kırmızı alevler halinde koşuyordu

          Onlar işte hep boyuna koşuyordu

          Birileri çıkıyordu ordan burdan

 

          Hiç çıkmamak halinde ve olgun

          Birileri çıkıyordu

          Geceden kalma bir lamba yanıyordu, açık

          Bir pencerenin sokağa doğru içinde

          Bu uyum korkunçtur Yakup!

          Yakubun olması korkunçluğudur bu

          Dünyanın insana doğru içinde

          Yakup, Yakup!

          Burdayım, yani ben.. evet, geliyorum

          Lambayı söndürmesinler, geliyorum

          Siz bütün lambaları yakın, evet

          Ben, yani Yusuf, Yusuf mu dedim? hayır, Yakup

          Bazen karıştırıyorum.

 

          Ve kendine bilinmeyenler yaratan Yakubum ben, iyi ya

          Durduğum bir gündü, diyorum, bütün ilgiler sizin olsun

          Her türlü bir şeyler sizin olsun, ben artık

          Hep böyle istiyorum, ayıp degil ya

          Durduğum bir gündü, diyorum, yüzümü göğe doğurduğum

          Bir gündü ve yaşar gibi kaldığım bir yaşama içinde

          Ve yollarda ölü baykuşlar bulduğum

          Bir ölünün günü boyayan renginde

          Çürük evler bulduğum, içleri sonsuz kayalar

          Kayalardan dondurmalar sorduğum

          Ben, yani Yakup, Yakubun hiç çağrılmamış şekli

          Kim bilir ne diyordum

          (Kim bilir ne diyordu bir baykuş yaratıldığına

          Bir baykuş tarafından

          Ve bütün baykuşlar o bütün baykuşların arasında ne oluyordu

          Ben ne oluyordum.)

 

          Bütün iskemleler ağır ve hastalıklı

          Bir gidip bir geliyordum kendime aptallaşarak

          Bunu Yakup söyledi

          Dedi ki, çünkü herkes Yakubu yaşıyordu, bense

          Çöllerden ve kızgın güneşlerden icatlar yapıyordum

          Kızgın kağıtların üstüne

          Ve alevler halinde dünya bana dokunuyordu

          Ve ayakta soğuk bir bira içmiş kadar bir anlamım oluyordu bazen

          Ölüyordu ve bir de

          Bir otobüse bindiğim, biletçinin bilet bile kesmek istemediği ben

          Kendimi koruyordum

          Bunu bana Yakup söyledi

          Öyle bir Yakup ki bu, onca din kitaplarının sözünü bile etmediği

          Kimsenin sözünü bile etmediği bir Yakup

          Ben

          Bunu hep biliyorum

          Bunu hep biliyorum ve işte

          Özgürüm, cezasız duruyorum.

 

          II

 

          Kurbağalara bakmaktan geliyorum

          Dedi Yakup, bunu kendine üç kere söyledi

          Telaşlı, açgözlü kurbağalara

          Bakmaktan geliyorum. Ben sanki Yusuf

          Ve Yusuf değil

          Her gün bir tahtaboşta asılı duruyorum

          Ve durmuyorum. Ben işte Yakup

          Yok artık karıştırmıyorum.

 

          Taş merdivenleri ağır ağır çıktım, bunu ben böyle yaptım

          Eski taş merdivenleri. Yanımdan bir sürü adam

          Geçti ve kolayca gittiler

          Müzik aletleri renginde ve pırıl pırıl gittiler

          Yanan güneşin altında

          Onlar ki.. onlara benzer şeyleri ben çok gördüm

          Ve onlar bir zamanı tamamladılar, öyle yaptılar

          Ve sordum

          Yakup daha başka nasıl bir Yakup olsun

          Ve onlar daha başka nasıl bir onlar olsunlar ki

          Yakup ve onlar nasıl olsunlar. İşte ben taş merdivenleri

          Kurbağalara bağlayan taş merdivenleri

          Durmadan kendimle karıştırıyordum

          Kimse beni tutup çıkarmıyordu

          Vıcık vıcık taşlar duyuyordum ayaklarımın altında

          Anlamsız, yapışkan bir yığın taşlar

          Yoruldum! bunu sanki biri söyledi

          Yakubun biri

          Ara katta bir pencerenin önüne ancak gelebildim

          Kendime bir isim düşünerek

          Birden ki bir isim düşünerek kendime. Hayır bu kimse değil

          Ancak gelebildim

 

          Aşağıda bir luna park kımıldıyordu. Ah kurbağalara bakmam gecikecek

          Luna park kımıldıyordu, hem öyle değil

          Bu uyum korkunçtur Yakup

          Bir yokluğun kımıldamaya doğru içinde

          Ve sen ki böyle tanımlanırsan Yakup

          Yakuup!

          Bir şey ki seni çağırıyor, o şimdi ne olmalı

          Gene bir Yakup olmalı bu, Yakup

          Kurbağalara bakman gecikecek, bunu ben nasılsa söylüyorum

          Nasılsa ben bunu bir kere söylüyorum

          Güneşe kırmızı top taşıyan bir adamın tahta bacağını cök yakıyordu ki

          Adam içinden bağırdıkça dünya

          Ters yonden yaratilıyordu, diyebilirim

          Bir öğle üzeriydi adamın içindeki kalp

          Kan kalp

          Kırmızı top

          Yakıcı dönüşümler çıkaran

          Belli ki susmak yaratılmamış şekliydi dünyanın

          Öyle değil mi Yakup

          Hemen hemen öyleydi, Yakup bunu söyledi

          İyi ki söyledi. Ara katta bir pencerenin önüne ancak gelebildim

          Şimdi bir kurtarabilsem ayaklarımı

          O benim ayaklarimı.. taşlardan

          Bir kurtarabilsem

          Saat on ikiyi gösteriyordu ki, ben nerdeydim

          Bir zamansızliğın Yakuba doğru içinde

          Saat on yediyi ve yirmi biri

          Gösteriyordu ki, ben nerdeydim

          Her saniyedeki ve işte her saniyedeki

          Ben, yani Yakubun o dağılgan şekli

          Nerdeydim.

 

          Bilmem ki. Bir avukat benim ellerimi tuttu. Gözlüklü bir kadındı bu, iyi mi

          Kim bilir bir çağın neresinden burada. Anlaşılması

          Yoktu ki. Kendine özgü bir duruşu

          Yoktu ki. Pek güçlü kolları vardı yalnız

          Ne diyordum, ben işte Yakup

          Çekiverdi beni taş hamurun içinden

          Pek öyle gürültüyle değil

          Bir başka yapışkanlığın içine

          Çekiverdi beni

          Göğüsleri pek hoştu, ipekli bir giysinin altındaydı onlar

          Sonra elleri ve kalçaları pek hoştu

          Kılların ve bütün oynak yerlerin ölümlere doğru içinde

          Bacaklarıyla bir şeyler bir şeyler bir şeyler yapıyordu artık

          Onu ben çok iyi görüyordum. Ama çarşaflar, öyle bir takım

          kıpırdanmalar

          araya

                  giriyordu

          Engelliyordu bizi

          Ter içindeydik. Ellerimden çekiyordu. Ter içindeydik

          Beni kurtarmak istiyordu, bir isim gibi Ben'i

          Ter içindeydik

          Terlerimiz üstümüzde duruyordu, yıkanmış yeni kaplar gibiydik

          Üstümüzde olgun ve kararsız su tanecikleri bulunan

          Biz Yakup

          Biz gözlükten, taş hamurdan ve beyaz çarşaflardan

          Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış

          Kurbağalara geldik.

 

          III

 

          Kurbağalara bakmaktan geliyorum

          Dedi Yakup, bunu kendine üç kere söyledi

          Masalarda oturmuşlardı. Ben oradan geliyorum

          Yazı makineleri, kağıt sesleri

          Ben oradan geliyorum.

 

          Önce bir kenarda durdum, hiç kimse beni çağırmadı

          Sonra bir yer bulup oturdum. Hadi bir sigara iceyim dedim

          Olmaz, dedi mubaşir kıliklı kurbağanın biri

          Belli ki yeni tıraş olmuştu, bana yakasından bir kopça eksik gibi geldi

          Öyleyse peki, dedim, ayağa kalktım, şöyle bir duvara dayandım

          Bu kez de duvarlarda sanki duvarca bir sözdizimi

          Olmaz ki, Yakup!

          Peki Yakup ne yapsın, bu aklımdan bile geçmedi

          Herkesin durduğu bir yere gittim. Ben Yakup

          Ya onlar kimdi

          Aralarına aldılar beni. Artık ben hiçbir şey göremiyordum

          Biri bir şeyler söylüyordu yalnız, yüksekce bir yere oturmuş

          Onu ben duyuyordum

          Duyuyordum, sesi başımın üstünden dünyaya yayılıyordu

          Ve "Yakup" sesini ancak anlıyordum. Yakubun ötesinde

          Birtakım sözler ediliyordu, onları ben anlamıyordum

          Anlamıyordum ama, iyi sözler söylemiyorlardı benim için

          Sonra bir sey daha vardı anlamadığım: yani ben neydim ki, ne yapmış

          olmalıyım

          Ben, yani Yakup

          Dedim ki kendi kendime, insan ne söylerse söylesin

          Ve ne yaparsa yapsın, öyle değil mi

          Bütün bunlar bir bir kalacaktır yaşamanın içinde

          Diye düşündüm ya ben

          Ben, yani Yakup

          Butun gücümle bunu bağırdım

          Ben ki bağırdım işte, bütün kurbağalar bir olup beni dışarı çıkardılar

          Bir odaya aldılar beni, ellerime gözbebeklerime

          Daha başka yerlerime de baktılar

          Sonra bilmiyorum ki, kapıyı gösterdiler bana

          Ben, Yakup, beni hiç kimse çağırmadı

          Sokağa çıktım, bir sürü yerlerden geçtim. Şimdi

          Hatırlıyorum da, bir deniz kıyısında azıcık durabildim

          Yosunlar, kumlar, şeytan minareleri

          Ve kumlarda katılaşmış kıvrımlar

          Bağırdım, bağırdım, bağırdım

          Tanrının ayak izleri!

          Tanrının ayak izleri!

 

          IV

 

          Kurbağalara bakmaktan geliyorum. Ben Yakup

          Bunu Yakup söyledi

          Yıkanmış çamaşırlar duruyordu odamın penceresinde

          Gök işte bu beyazlıktan azıcık alıp veriyordu, diyebilirim

          Bir kırlangıç onu kirletmese

          Ki onlar o kadar çok siyahtırlar ki, ben

          Onları hiç sevmem

          Ve demek ki benim odamda hiç kimseler yoktur

          Odamın düşünülmesi halinde bile

          Kimseler yoktur

          Biri sanki çarşıya çıkmıştır sürekli bir biçimde

          Ve biraz da çarşılar

          Ve durmadan satılan o kırık dökükler bitmez ki

          Bitmesin

          Çünkü bir gün bir boy aynası satın almak istiyorum ben

          Kirli ve eski

          Bir at arabasının aynaya doğru büyüyen içinde

          Onu ben taşıtmak istiyorum, caddelerin

          İntiharlara doğru büyüyen içinde

          Ben, yani Yakup

          Kurbağalara bakmaktan geliyorum işte

          Açgözlü, mor kurbağalara

          Akşama doğru bir dilim ekmek yiyeceğim belki

          Bir bardak da süt içeceğim. Sonra

          Bir güzel uyumak istiyorum, bütün gün çok yoruldum

          Ben

          Gözlükten, taş hamurdan ve çarşaflardan

          Ve biraz hiç çağrılmamaktan yapılmış Yakup

          Uyumak istiyorum.

 

          Ve sabah bunları bir bir kendime anlatacağım

          Yakubun gene bir yokluğa doğru büyüyen içinde.

 

0
0
0
Yorum Yaz