Platon’un Devletinde Toplumsal Sınıflar Ve Konumları

2010-03-04 23:33:00
Platon’un Devletinde Toplumsal Sınıflar Ve Konumları  |  görsel 1


Eflatun (Yunanca: Πλάτων, Plátōn) (d. M.Ö. 427 - ö. M.Ö. 347) çok önemli bir Antik/Klasik Yunan filozofu olduğu gibi, matematikçi, felsefi diyaloglar yazarı ve Batı dünyasındaki ilk yüksek öğretim kurumu olan Atina Akademisinin kurucusuydu da. Eflatun, akıl hocası Sokrat (Socrates) ve öğrencisi Aristo (Aristotle) ile birlikte, doğal felsefe, bilim ve Batı felsefesinin temellerini attı. Eflatun, aslında Socrates'in öğretilisi ve öğrencisiydi. Socrates'in düşüncelerinden olduğu kadar öğretmeninin adalete uymayan öldürülmesinden de etkilenmişti. Geniş omuzları ve atletik yapısı nedeniyle, Yunanca Platon (geniş göğüslü) lakabı ile anıldı ve tanındı.
 

1. GİRİŞ


Bu çalışmamın amacı, Platon’un ideal devlet yapısında toplumsal tabakalaşmaya yol açan sınıfları ve bunların durumlarını inceleyerek onun bu konudaki tutumunu açıklığa kavuşturmaktır.

Araştırmamız esasta, Platon’un üç önemli yapıtına; Devlet (Platon, Devlet, 1993, 310), Devlet adamı (Platon, Devlet Adamı, 2001, 104) ve Yasaları’na (Platon, Yasalar, 1998, 450), ayrıca onun devlet anlayışı ve yapısı üzerinde çalışanların eserlerine dayanacaktır.

Devlet ve toplum yapısı üzerine derin düşünceler içeren ve siyasal bilimin ilk metinleri olarak değerlendirmeyi hak eden eserler, Platon’un yukarda belirttiğimiz eserleridir. O bu eserlerinde sistematik akıl yürütmesini ve eleştirisel araştırma yolunu siyasi fikirlere ve kurumlara uygulayarak düşüncelerini açığa kavuşturur.

Platon’un ideal devletinde söz konusu ettiği sınıflar Platon’un diyaloglarında yer almaktadır. Platon’un, öz olarak devlet adlı yapıtında değişmesi ve bozulması mümkün olmayan ideal devletini kurmaya çalıştığını görüyoruz. Devlet adamı adlı yapıtıyla geçmişteki hükümet tiplerinin mantıklı bir sınıflandırmasını yaparak var olan yönetici biçimlerini ve hükümet tiplerini yadsır. Bunların yerine idealize ettiği ideal devletini, yönetecek olan filozof-kral tipolojisini çizer. Yasalarda ise o güne kadar ki toplumların yıkılış ve çöküş nedenlerini özetleyerek, sağlam temellere dayalı devletini oluşturan yasal düzenlemelerini tartışmaya açar.

Platon’un eserlerinde yer alan toplumsal sınıflara geçmeden önce, toplumsal tabakalaşma ve sınıf kavramlarının ne anlama geldiğine göz atmamızın çalışmamızın sağlıklı bir zeminde yürümesi ve ele aldığımız konunun açılımı için faydalı olacağı kanaatindeyim.

 

2. TOPLUMSAL TABAKALAŞMA VE SINIF


Eşitsizliklere bütün insan toplumlarında rastlanmaktadır. Servet ve güç arasındaki farklılıkların neredeyse hiç olmadığı en yalın kültürlerde bile bireyler arasında erkeklerle kadınlar arasında, gençlerle yaşlılar arasında eşitsizlikler söz konusudur. Örneğin, bir kişi herhangi bir konuda yeteneği olduğu için ötekilerden daha yüksek bir statü elde edebilir. Eşitsizlikleri belirlemek için, sosyologlar özel olarak toplumsal tabakalaşmadan söz ederler.

Tabakalaşma; farklı insan gruplaşmaları arasındaki yapılaşmış eşitsizlikler olarak tanımlanabilir (Giddens 2000, 256). Tabakalaşmayı daha çok dünya yüzeyindeki jeolojik kaya katmanları biçiminde düşünerek ele almak yararlı olabilir. Diğer bir ifadeyle, toplumlar; daha çok tercih edilenin üstte, daha az tercih edilenin ise alta yakın olduğu bir hiyerarşi içinde tabakalardan oluşmuş diye düşünülebilir.

Antony Giddens’e göre dört ana tabakalaşma sistemi ayırt edilebilir: Kölelik ,kast, mülk sistemi ve sınıf (Giddens 2000, 256). Bu dört sistemin pratikleri geçmişten günümüze kadar farklı kıtalarda yaşayan ve varlığını sürdüren yada sürdüremeyen değişik devlet ve toplumlarda görülebilir. Bunlardan kölelik ve mülk sisteminin etkisi günümüzde azaldığı halde, kast sistemi halen varlığını sürdürmektedir. Kast sisteminin etkisini sürdürmesi inanç olarak algılandığı içindir. Örnek olarak Hindistan verilebilir. Ancak sınıfsal eşitsizliklerin günümüzde devam etmesi, toplumsal yapıyla ilişkilidir. Toplum, rol ve statüleri farklı olan bireylerin oluşturduğu fonksiyonel bir bütün olarak düşünülürse; toplumu oluşturan organizma da güç ve gelir farklılıklarına göre sınıflandırılmış olur. Sınıf tarih boyunca toplumlarda rastlanan katman türlerinin beklide en önemlisidir (Sencer 1974, 177). Dolayısıyla toplumların hiyerarşik yapısını sınıfların belirlediği söylenebilir. O halde bir sınıfı: benimseyebildikleri bir yaşam biçimi olan türlerini önemli ölçüde etkileyerek ekonomik kaynaklarını paylaşan büyük ölçekli insan gruplaşmaları şeklinde tanımlayabiliriz (Giddens, 2000, 259). Toplumsal sınıfların tanımlanmasında; gelir düzeyi, yaşam biçimi ve toplumsal saygınlık gibi ölçütleri kullanılır (Sencer 1974, 180). Bu anlamda düşünüldüğünde sınıfsız toplum ve devletin mümkün olmayacağı kanaati hasıl olmaktadır. Belkide Platon bu gerçeği baştan gördüğü için, ideal devletini sıkı kurallarla belirlenmiş sınıflardan teşekkül etmiştir.

 

3. PLATON’UN TOPLUMSAL SINIFLARI


Platon’a göre, insanların kendi kendilerine yetememeleri ve ihtiyaçlarını karşılayabilmek için başkalarının yardım ve işbirliğine gerek duymaları sonucu toplum doğmuştur (Platon, Devlet, 1993, 180). Burada Platon, işbölümü ilkesinden hareketle 3 temel iş ya da meslek olduğunu belirterek sınıflı bir toplum yapısına ulaşır. Platon’a göre; bu sınıflar, toplumu parçalamak şöyle dursun, aralarındaki bağımlılık ilişkileri nedeniyle, organik (Ağaoğulları, 1989, 169) bir dayanışma yaratarak toplumsal birliğin daha da sağlam bir biçimde kurulmasını sağlarlar

Ancak organik dayanışmanın sağlıklı bir şekilde gerçekleşip varlığını sürdürmesi için öncelikle toplumun temel ihtiyaçlarının giderilmesi esastır. Bunun gerçekleşmesi de üretici sınıfın varlığıyla mümkün olur. Toplum büyüdükçe veya ürettikleri yetersiz kalınca, komşu toplumlara saldırı durumuna gelinir. Karşılıklı mal yığma hırsı da buna eklenince savaş ortaya çıkar (Platon, Devlet, 1993, 64). Böylece savaşla birlikte muhafızlar sınıfı (yardımcılar veya askerler) toplumdaki yerini alır. Daha sonraları da toplumsal dayanışmayı sürdürmek amacıyla, toplumun bir bütün olarak teşkilatlanmış hali, zorunlu olarak yönetici (idareci) sınıfın varlığını gerekli kılmıştır. Haliyle her sınıfın üzerine düşeni en iyi şekilde yapması, toplumsal dayanışmadaki organik bağı kuvvetlendirerek toplumsal varlığı istikrarlı kılacaktır. Bu tür bir toplumsal yapıyı düşünmekle Platon, toplumun oluşumunu sağlayan işbölümünü öylesine idealleştirir ki, onu sorunların çözümü ve amaca varmanın yollarından biri olarak görür (Bıçak 1996, 49).

Yukarıda anlatılanlardan anlaşılabileceği gibi, Platon ideal devletini inşasını, toplumsal işbölümü sonucunda meydana getirdiği üç sınıftan hareketle yapmaya çalıştığını görüyoruz. Zaten çalışmamızın da esas gayesi bu sınıfsal yapıyı ele almaktır. Burada öncelikli olarak şu sorulara cevap aranacaktır: Platon’un ideal devletini metafizik bir temeli var mıdır? Ne ile ilişkilendirmektedir? Niçin? Sınıf çatışmalarını önlemek için sınıflar arasında nasıl bir denge kurmaya çalışmıştır? Bu sınıflar için sınıflar arası eşitlik gerçekten söz konusu mudur?

Platoncu devletin metafizik temelleri öncelikle devletin yapısında açığa çıkmaktadır. Yurttaşlar topluluğunun ayrıldığı üç sınıf, Platon�un ruhun üç şubesiyle ilgili teorisine karşılık gelmektedir. Devlet veya toplum, Platon�a göre: Büyütülmüş insandır. O halde iyi bir devlet de kendisinde bu üç kısma karşılık olan üç sınıfın bulunacağı ve bu sınıfların birbirleriyle uyum ve barış içinde yaşayacağı devlettir. Platon�un açıklamalarına bakılırsa düşündüğü devlette akıllı ve entelektüel ruha felsefe eğilimli yöneticiler sınıfını denk düşürdüğünü görüyoruz. Devleti dışarıya ve içeriye karşı koruyacak olan savaşçılar veya muhafızlar sınıfı ise cesur ve iradeli ruha karşılık düşer; nihayet bu iki sınıfın gündelik hayatlarını devam ettirmeleri için gerekli maddi üretimde bulunacak olan köylü ve tüccar sınıfı da hissi veya tutkulu ruha karşılık gelmektedir (Platon Devlet, 1993, 125).

Bu üç sınıf, gerçekte yalnız iki sınıf olarak da görülebilir. Çünkü yöneticilerle muhafızlar yalnızca öğrenim görebilirler ve silah taşıyabilirler. İşçiler ise ne öğrenim görebilirler ne de silah taşıyabilirler. Poppera göre, muhafızlar ayrı bir sınıf değildir, yardımcılık seviyesinden yükseltilmiş yaşlı ve bilge savaşçılardır.

Platonun, yöneticiler ve muhafızlar diye iki sınıfa bölmesi ve işçi sınıfı içinde buna benzer ayrıma gitmemesi, geniş ölçüde sadece yöneticilerle ilgilenmesinden ötürüdür. İşçi ve esnaf sınıfı onu hiç ilgilendirmez; bunların tek görevleri yönetici sınıfın maddi ihtiyaçlarını sağlamaktır (Popper, 2000, 58). Bu nedenle bu çalışmada diğer sınıflara nazaran yönetici sınıfa ağırlık verildi.

Platon her sınıf için özel erdemler tasarlamıştır. Buna göre; yöneticilerin erdemi bilgelik, yardımcılarınki cesaret, işçi ve esnaflarınki de kendini tutma ve isteyerek boyun eğmedir. Ayrıca toplumu kendi sınıfı içinde hoşnut tutmak ve sınıfsal çatışmayı önlemek için propagandaya ihtiyaç duyar. Devletin, Tanrının insanı üç çeşit cevherden yarattığı yalanını işlemesi gerekmektedir:

En iyilerin altından, ikinci iyilerin gümüşten ve sıradan halkın bakır ve demirden yaratıldığı, dolayısıyla birincilerin yönetici, ikincilerin savaşçı ve üçüncülerin el işçisi olmaya elverişli oldukları şeklinde devletin cevher yalanı gibi şahane bir yalan�ı uydurup insanlara telkin etmesi gerekecektir (Platon Devlet, 1993, 105). Bu mit yaklaşık iki nesil sonra ortak bir inanç haline dönüşecektir.

Yöneticilerin görevi; devlete, örneğin gökte saklı bulunan devlete benzer bir biçim vermektir. Yardımcıların görevi de askerî hizmet ve savaş yahut başkaldırı zamanlarında devleti korumak suretiyle yöneticilere yardım etmektir. İşçilerinki ise ticareti, el işçileri ve sanatkarlığı sürdürmektir. Böylece her sınıf kaderine razı olarak kendi görev ve sorumluluğunu yerine getirecektir.

Platon, toplum ile insan arasında bir paralellik kurmaktadır. İnsan, Platona göre, beden ve ruhtan meydana gelir. İnsan ruhu da üç kısımdan oluşur: Arzular, irade ve ruhtan meydana gelir. Bunlardan birincisi; insanın yeme, içme, cinsel ilişkide bulunma gibi doğal ihtiyaçları ve arzuları ile ilgili kısmıdır.

İkincisi; ruhun insanın arzularını gerçekleştirirken, onların gerçekleştirilmesi için gerekli davranış ve cesareti gösteren kısmıdır. Üçüncüsü olan akıl ise; insanda akıl yürüten düşünüp taşınan, seçen kısımdır. Sağlıklı bir insan ruhsal olarak bu üç kısmın birbiriyle uyumlu bir ilişki içinde olduğu insandır. Nasıl ki iyi, sağlıklı bir insan ruhunda fırtınalar kopmaya, aklı, iradesi ve arzusu birbiriyle savaş içinde olmayan insan ise, sağlıklı ve güvenli bir toplum da içinde her hangi bir sosyal çatışmanın, sınıf kavgasının bulunmadığı toplumdur. Başka bir deyişle, topluluklar birbirleriyle iletişi halinde olmadığı taktirde devletin öz denetime sahip olması mümkün değildir. Fakat, doğru devlet düzeni bu iletişimin sağlanmasının dışında başka bir şeye daha ihtiyaç duyar; iletişim ve bağlılık istekli olarak yapılmalıdır. Yani, işçiler veya üreticiler, yöneticilerin ve muhafızların belirledikleri kurallara uyarken bunu aynı zamanda isteki olarak, toplum yararına yapmak durumunda olmalıdır.

Platonun buraya kadar vermeye çalıştığımız sınıf anlayışını bir şema ile daha da netleştirebiliriz:

Sınıflar

* Yöneticiler(İdareciler)

* Muhafızlar(Askerler

* Üreticiler(İşçiler)

* Cevherleri

Altın Cevherliler
Gümüş Cevherliler
Demir ya da tunç cevherliler

* Ruhsal Bölümleri
Akıllı ruhlular
İradeliler
Arzulular

* Erdemleri
Bilgelik
Yiğitlik
Ölçülülük

* İnsan Çeşitleri
Bilgi severler
Şöhret severler
Para severler

Bu şemadan da anlaşılacağı üzere Platon değişik ölçütlerden hareketle ideal devletindeki toplumsal yapıyı bilerek farklılaştırmış ve bununla da sınıflı bir toplum yapısına ulaşmıştır. Ancak bu sınıflar bir birinden bağımsız birer parçadan ziyade birbirine bağımlı organik bir bütünlük oluşturmaktadırlar.

Gerek insanın gerekse devletin temelde ortak bir yapıları vardır. Ve iyi insan ile iyi devlet sorunları aynı sorunun iki yanıdır (Sabine, 1939, 47). Dolayısıyla birine verilen cevap öbürünün de mutlaka cevabı olacaktır. Nasıl ki insanın herhangi bir organında baş gösteren rahatsızlık tüm organizmayı etkiliyorsa, toplumun yapısını oluşturan sınıflardan herhangi birinde de baş gösterecek mutsuzluk toplumun tümünde etkisini gösterecektir.

Platon, ideal devletinde şu ya da bu sınıfın diğerlerine göre daha mutlu olmasından ziyade toplumun tümünün mutlu olmasını hedeflemektedir. O, bu hususu aşağıdaki paragrafta açık bir şekilde dile getirmektedir;

Yasaların kaygısı bir sınıfa ötekilerden üstün bir mutluluk sağlamak değil, yurttaşları ya inandırarak ya da zorlayarak birleştirmek, her birine toplum içinde görebileceği iş payını aldırmak, böylece bütün toplumu birden mutluluğa götürmektir. Devlet seçkin yurttaşlar yetiştirmeye uğraşıyorsa, bu onların keyiflerince yaşayıp, dilediklerini yapmaları için değil, devlet düzenini sağlamlaştırmaya yardım etmeleri içindir (Platon Devlet, 1993, 204).

Aksi taktirde bir sınıfın mutsuzluğu bile sınıflar arası çatışmaya yol açar. Bu da toplumun varlığını tehlikeye sokar. Sınıf savaşları Platon�un ideal devleti için büyük bir tehlike niteliğindedir. Bu çatışmaların önüne geçilmez ise devlet yıkılır. O halde, Platon sınıf savaşından nasıl kurtulmuş ve ekonomik çıkarların etkisini asgariye indirerek sınıfları kontrol altında tutabilmeyi nasıl başarmıştır?

Karl Poppera göre o zamanki Atina da güçlü eşitlikçilik yönelimleri vardır. Fakat, Platon gelebilecek bir devleti değil, evvelce gelmiş bir devleti, besbelli sınıfsız bir toplum olmayan Sparta devletinin bir örneğini kurmak peşindedir. Bu bir köle devletiydi. Dolayısıyla Platonun en iyi devleti de en katı sınıf ayrımlarına dayanan bir kast devletidir. Bu devlette sınıf savaşından kurtulma sorununu, sınıfları kaldırarak değil, yönetici sınıfa bir üstünlük vererek çözer.

Spartada olduğu gibi, yalnız yönetici sınıfa silah taşıma izni verilir. Yalnız bu sınıfın siyasal ya da başka ayrıcalıklı hakları da vardır. Mesela, sadece bu sınıfın üyeleri eğitim görür, yani özel olarak insan koyunlarını ya da insan sığırlarını baskı altında tutmak sanatıyla eğitilir. Yönetici sınıfı birlik içinde oldukça, onların otoritelerine karşı başkaldıracak kimse çıkamaz ve dolayısıyla sınıf savaşı olamaz (Popper 2000, 58).

Platon bunlarla yetinmeyerek, ilave tedbirler olarak yönetici kesiminin sayısını, bir tehlike oluşturmayacak şekilde belirli sınırlar içinde tutmaya çabalar. Bütün sorun bundan sonra yöneticilerin (üstün sınıfın) iç birliğini korumaktır. Yöneticilerin bu iç birliği nasıl korunabilir? Eğitimden başka psikolojik etkilerden yararlanarak; ama en çok da sıkıntıya yol açabilecek ekonomik çıkarların yok edilmesiyle. Bu ekonomik perhizi sağlamak ve denetlemek için de komünizme (ortaklamacılığa) başvurur. Yani özel mülkiyet bilhassa değerli madenler üstündeki özel mülkiyet kaldırılır. Bu ortaklık, yalnız iç çatışmalardan sakınılması gereken yönetici sınıf içindir; her çeşit mülkiyet ortak mülkiyet olduğu için, kadın ve çocuklara da ortaklaşa sahip olunur.

Yönetici sınıfın hiçbir üyesi, kendi çocuklarını ya da ana babasını tanıyamamaktadır. Aile yok edilmeli, daha doğrusu, bütün savaşçı sınıfı kapsayacak biçimde genişletilmelidir. Aksi durumda aile sadakatleri, mümkün bir birliksizlik kaynağı olabilir. Onun için herkes birbirine tek bir ailedenmiş gibi bakmalıdır (Platon, Devlet, 1993, 104). Yoksul olmak kadar zengin olmaktan da sakınılmalıdır.

Platonun siyasal gelişmeleri çözümlemesinin başlıca amaçlarından biri, bütün tarihsel değişimin itici gücünü betimlemektir. O bu nedenle Yasalar adlı eserinde tarih incelemesine açıkça bu amacı göz önünde tutarak girişir ve bunu şu şekilde sorgular:

bu süre boyunca binlerce şehir doğmadı mı? Ve her biri her çeşit hükümet altında olmadı mı? Elinizden gelirse, bunca değişmenin nedenini yakalamaya çalışalım. Böylece hem toplum düzenlerinin doğmalarının hem de değişmelerin sırrını çözebileceğimizi umuyorum (Platon Yasalar, 1998, 79) diyerek çözümlemelerini sürdürür.

Bu araştırmaların sonucunda Poppere göre Platon ekonomik sınıf çıkarlarının körüklediği sınıf savaşının bütün siyasal devrimlerin itici gücü olduğu hakkındaki sosyolojik yasasını keşfeder. Bu olgu şu gerçeğe işaret etmektir.

Yönetici sınıfın ancak kendi içindeki bir iç ayaklanma neticesinde, o yönetimin devrilmesini sağlayacak kadar zayıflatabileceği inancıdır. Platonun ideal devletindeki formülüne göre herhangi bir toplum düzeninin değişmesi mutlaka yönetici sınıfın içinden kaynaklanır. Yani, onların arasına ayrılık girmesinden doğar. Onlar arasında tam bir birlik varsa, ne kadar az da olsalar sarsılmaları olanaksızdır (Platon Devlet, 1993, 229). Yasalar�ında da belki devletin bu parçasını düşünerek şöyle der: Bir krallık ya da başka bir hükümet biçimi, yöneticilerin kendilerinden başkasınca nasıl yıkılabilir ki? (Platon, Yasalar, 1998, 76

 

ABDURRAHMAN MENGi


KAYNAKÇA

Platon, Devlet,(Çev.: S.Eyüboğlu-M.Ali Cimcoz), Remzi Kitabevi, İstanbul, 1993.
_____, Devlet Adamı, (Çev.: B.Boran-A.Karasan), Sosyal Yayınevi, İstanbul, 2001.
____, Yasalar, I,(Çev.: C.Şentuna-S.Bağbür), Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 1988.
Giddens, Antony, Sosyoloji, (Çev.: H.Özel-C.Güzel), Ayraç Yayınevi, Ankara, 2000.
Sencer, Muzaffer, Sosyal Sınıflar, (Kriter ve Göstergeler), Gözlem Yayınevi, İstanbul, 1974.
Ağaoğulları, M.Ali, Eski Yunanda Siyaset Felsefesi, Vteori Yayınevi, Ankara, 1989.
Bıçak, Ayhan, Platon ve Hobbesta Otoriter Devletin Gerçekleri, Felsefe Dünyası, 22, T.F.D. Yayını, Ankara, 1996, s.47-60
Popper, Karl, Açık Toplum Ve Düşmanları I, (Çev.: M.Tunçay), Remzi Kitabevi, İstanbul, 2000.
Sabine, George, Siyasal Düşünceler Tarihi I, (Çev.: H.Rızatepe), Türk Siyasi İlimler Derneği Yayını, Ankara, 1969

 

2177
0
0
Yorum Yaz