Ayla Kutlu - Kaçış

2013-12-19 10:29:00

İnsanlara sevgiyi öğretmek de bir gülünç düş aslında.  Belki, öfkenin değil sevginin egemen olacağı bir düzenin koşullarını hazırlamaktır sorun; insanlara, savaşmanın değil, barış içinde, birinin ağzındaki lokmayı kapmak yerine, daha çok lokma üretmenin doğru olduğunu öğretecek bir düzen içinde yaşamanın güzelliğini anlatabilmekti asıl mesele. Ayla Kutlu -  Kaçış    Devamı

Hüsnü Arkan Rojin - Hoşgeldin (Akustikhane)

2013-12-13 11:57:00

Bugün dağların dumanı aralandı, hoş geldin Ah ışıklar içinde kaldım, yandım efendim Sen bana yangın ol efendim, ben sana rüzgâr Tutuşsun gün, yansın geceler, zamanımız dar Sen bana geç geldin, ben sana erken Tutuşsun gün, yansın geceler, vaktimiz varken Bugün günlerden güzellik, sefa geldin, hoş geldin Ah bu yağmur yalnızlığımmış, dindim efendim Sen bana yangın ol efendim, ben sana rüzgâr Tutuşsun gün, yansın geceler, zamanımız dar Sen bana geç kaldın, ben sana erken Soyunsun gün, sarsın geceler, vaktimiz varken Devamı

Cemil Meriç - Jurnal

2013-12-11 13:24:00

" Kuşlara benzer duygular. Nereden gelirler bilinmez. Kah çığlık çığlıktırlar, kah sesleri işitilmez. Bağrında güneşler tutuşmuyorsa selamlayıp geçerler seni. Bağrında güneşler tutuşmuyorsa selamlayıp geçerler seni. Kuşlar soğuk iklimi sevmez." - Cemil Meriç - Jurnal Devamı

Sene 2023

2013-12-10 22:06:00
Sene 2023 |  görsel 1

Devamı

Oğuz Atay - Tutunamayanlar

2013-12-07 17:35:00
Oğuz Atay - Tutunamayanlar |  görsel 1

  İnsan her sözü kuşkuyla karşılıyor artık. Gerçekle düş birbirine karışıyor, yalanın nerede bittiğini anlayamıyoruz. Tutunacak bir dalımız kalmıyor. Tutunamıyoruz. __Oğuz Atay - Tutunamayanlar Devamı

Ben Deliyim | Ercan İntaş

2013-11-29 14:56:00

Ben deliyim  Yorgun ve yalnızım. Kaldırımlara misafirim...  Gecenin gözleri üzerimde.  Denizin ortasında küçük bir adayım, yüzme bilmem  Yüreğimi bir yere bırakmışım, bıraktığım yerden çok uzaklardayım. Kapıları kapatmışım üstüme, sürgüleri beynime çekmişim.  Ey! Sabreden derviş bana da sabretmeyi öğretsene.  Ben deliyim, ama çok şey bilirim.  Renkler ve zevkler hiçbir şey ifade etmez bana...  Sonların başladığı yerden, başlangıçların son bulduğu yere gidiyorum.  Kara bir tren gibiyim yani, bir istasyondan bir istasyona, hep aynı raylar üzerinde. Ben deliyim  Yağmurun yağması benim için romantik değildir,  ben kurşun yağmurlarını bilirim.  Benim güneşim batmaz, dünyam dönmez, ayım hep mehtap halindedir, rüzgârlarım doğudan eser...  Kadehime doldurduğum hüzünle sarhoş olurum,  Mezem ise bir dilim umut. Ezbere bilirim yaşamayı, yaşarken savaşmayı. Ben deliyim.  Ben buralara ait değilim.  Dağları sırt sırta vermiş bir ülkem, surlarla çevrili bir şehrim.  12 den sonra volta attığım caddelerim, kızıl sakallı bir dayım bir de kara gözlü yarim var benim.  Ben Deliyim.  Söyleyemediğim düşüncelerim var.  Her akşam ayrı bir meydanda, Atatürk heykelinin karşısında, olmayan aklımı dar ağacına asar, ipini çekerim. Ölüm, ölüm kurşun olup yağar üzerime. Binlerce kez öldürülmüş ama ölmemişim.  Ben sıratın canbazı, doğal bir felaket, sosyal bir belayım. Ben deliyim  Benim mevsimim değişmez, sadece bahardır.  kuşlardan sadece güvercini bilirim, yüreğim kanatlarıyla beraber çarpar.  İnsanlardan yalnız çocukları severim, onları da ... Devamı

Parmak İle Boyanmış Bir Naat | Celâl Fedai

2013-11-27 12:07:00

            Dilinin ucundan denize atlayan o adamı getirdim efendim  Kayalara çakıldı mı bilmem efendim ben sadece getirdim efendim   Siz istediniz diye değil siz istersiniz diyedir her eylediğim efendim  Efendim baş aşağı sallandım mağaralar içre yarasalarla efendim  Ayak ucuma düşse de getirirdim zor olsa da yaşarken sevmek efendim  Karşılamaya çıkardım deseydiniz kucaklarınıza düşerdi belki bu ölü efendim  Can havliyle koşturdum atım çatladı ben belki o olup da geldim efendim  Bir ölü nasıldır bu halli nasıl bilebilirim affınıza sığınırım efendim  Efendim dalından kozalakları düşünce çamların böyle düşüyor dibine  Ben belki dibiyim denizin belki yüzeyi efendim bu yağmur mu efendim  Ben diyeyim ki düştü başkası diyecek nasılsa atladı aşağı duruşu eğreti  Ne varsa şu yeryüzünde insandan gayrı eğreti değil mi efendim  Üzerine sakız yapışmamış saçları etinden ayrık kalbi çatal efendim  Düştü kayboldu bir dişi serçe dokunmuştu belli ki ballı bir duta efendim  Üzerim ıslak koşan daha bir üşüyor yaşamın yalımından efendim  Dökülen dilimdendir uzun susmuşum çok mu konuşuyorum efendim  Biraz dinlensem dilim açılır konuşan ben kulun olmam korkarım  Düşerken sevdim bu adamı bir ümit işte yetiştireyim dedim efendim  Dili mi düştü ağzının mahzeninden mahzeni mi damladı dilinden  Ben seçemedim efendim boynu öpülesi uzundu serçelere efendim  Nasıl oldu da huzurdayım sevineyim mi bu kırık boynun omuzlarına  Efendim nasıl da severim efendim deyip durmayı efendim de efendim ... Devamı

Sabahattin Ali - Değirmen Öyküsü

2013-11-19 16:04:00

Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Pekala, ikincisine? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o?.. Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?.. Hem biliyor musun, bu aptalca bir laftır. Kalbin olduğu yerde duruyor ve sen onu filana veya falana veriyorsun... Göğsünü yararak o eti oradan çıkarır ve sevgilinin önüne atarsan o zaman kalbini vermiş olursun... Siz sevemezsiniz adaşım, siz şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler... Siz sevemezsiniz. Sevmeyi yalnız bizler biliriz... Bizler: Batı rüzgarı kadar serbest dolaşan ve kendimizden başka Allah tanımayan biz Çingene'ler. Dinle adaşım, sana bir Çingene'nin aşkını anlatayım... Sabahattin Ali - Değirmen Öyküsü Değirmen Hiç sen bir su değirmeninin içini dolaştın mı adaşım?.. Görülecek şeydir o... Yamulmuş duvarlar, tavana yakın ufacık pencereler ve kalın kalasların üstünde simsiyah bir çatı... Sonra bir sürü çarklar, kocaman taşlar, miller, sıçraya sıçraya dönen tozlu kayışlar... Ve bir köşede birbiri üstüne yığılmış buğday, mısır, çavdar, her çeşitten ekin çuvalları. Karşıda beyaz torbalara doldurulmuş unlar... Taşların yanında, duman halinde, sıcak ve ince zerreler uçuşur. Halbuki döşemedeki küçük kapağı kaldırınca aşağıdan doğru sis halinde soğuk su damlaları insanın yüzüne yayılır... Ya o seslere ne dersin adaşım, her köşeden ayrı ayrı makamlarda çıkıp da kulağa hep birlikte kocaman bir dalga halinde dolan seslere?.. Yukarıdaki tahta oluktan inen sular, kavak ağaçlarında esen kış rüzgarı gibi uğuldar, taşların kah yükselen, kah alçalan ağlamaklı ses... Devamı