Kuzgun | Edgar Allan Poe

2013-11-18 23:44:00

  Kuzgun Ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkin O acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan, Neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden, Çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan; “Bir ziyaretçidir” dedim, “oda kapısını çalan, Başka kim gelir bu zaman? ” Ah, hatırlıyorum şimdi, bir Aralık gecesiydi, Örüyordu döşemeye hayalini kül ve duman, Işısın istedim şafak çaresini arayarak Bana kalan o acının kaybolup gitmiş Lenore`dan, Meleklerin çağırdığı eşsiz, sevgili Lenore`dan, Adı artık anılmayan. İpekli, kararsız, hazin hışırtısı mor perdenin Korkulara saldı beni, daha önce duyulmayan; Yatışsın diye yüreğim ayağa kalkarak dedim: “Bir ziyaretçidir mutlak usulca kapıyı çalan, Gecikmiş bir ziyaretçi usulca kapıyı çalan; Başka kim olur bu zaman? ” Kan geldi yüzüme birden daha fazla çekinmeden “Özür diliyorum” dedim, “kimseniz, Bay ya da Bayan Dalmış, rüyadaydım sanki, öyle yavaş vurdunuz ki, Öyle yavaş çaldınız ki kalıverdim anlamadan.” Yalnız karanlığı gördüm uzanıp da anlamadan Kapıyı açtığım zaman. Gözlerimi karanlığa dikip başladım bakmaya, Şaşkınlık ve korku yüklü rüyalar geçti aklımdan; Sessizlik durgundu ama, kıpırtı yoktu havada, Fısıltıyla bir kelime, “Lenore” geldi uzaklardan, Sonra yankıdı fısıltım, geri döndü uzaklardan; Yalnız bu sözdü duyulan. Duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden, İçimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman. İrkilip dedim: “Muhakkak pancurda bir şey olacak; Gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı... Devamı

Edip Cansever - Bitiş şiiri

2013-11-13 13:13:00

Bitiş "Ester´in söyledikleridir Yalnızlığına korku vurma Ester´in söyledikleridir Ve gelsin ve geçsin bütün sözlerim Gelsin ve geçsin Ester´in söyledikleridir İnsanların içinden Kendim olup taşayım Ester´in söyledikleridir İnsanlara uzaklık vurma Ama herkes ki kendisi olsun Sonra herkes kendisi olsun Bir gün herkes kendisi olsun Ester´in söyledikleridir Dünyada bakınıp durma Bütün ol ve ayrı tut ki kendini Zaten öyledir Çünkü öyledir." _Edip Cansever, Ester'in Söyledikleri (Bitiş) ... Devamı

Cadı Ağacı | Edip Cansever

2013-11-13 00:24:00

CADI AĞACI I Doğanın unuttuğum ya da hiç rastlamadığım parçaları Bir bir oluyor Ben kendi yarattığım bir yoldan geçiyorum Yolun üstünde kurumuş bir cadı ağacı Kurumuş, kansız, bembeyaz bir cadı ağacı Kenarından bir düş sallantısının ağıyor Dinliyorum bu ölümsel sesi de — ne ister benden bu doğa Dinler gibi bakıcıların tıpkı Hışırtısını meşe yapraklarının Yüce tanrı Zeus’un tapınağında Bilmek için ne düşündüğünü bu delişmen tanrının Dinliyorum ben de yıkıntısını ağacın Oysa biliyorum, ne olacak bir şey var Ne görünmezlerde bir tanrı Ki yarattığım bir yolda duruyorum. Öyle Hepimiz duruyoruz: ilk durak cadı ağacı. II Üç kişi iniyor, üç kişi biniyor, ben artık bir pencere kenarına oturuyorum Bir açık pencerenin kenarına ben Sessizce oturuyorum. Bir kır fidanı büyük oluyor, onu öylece görmem gerek Saydam bir kervan geçiyor üstünden, ki bunlar unuttuğum şeyler olmalı benim Kervanın ben tutarındaki parçaları Hiçbiri ilgimi çekmiyor Sıcaktan ölmüş bazı kuşları aydınlık kurutuyor ve kayaları Aydınlık kurutuyor. Sonunda bir ses olacak bunlar rüzgârda Ayrıntıları ben uğultusunda bir ses Ben bunu biliyorum Kayaların hep başka kayalarla ilintileri var. Oysa kuşların Diyorum bir kuşlar düşüncesiyle ilintisi var da, onlar Sanki hiç uçmuyorlar, durmadan kopuyorlar Bir gizlilik biçiminden, dünyanın böyle ne olduğu biçiminden Kopuyorlar bir bir Kopsunlar, ben bunu anlıyorum Bunu tam anlıyorken cadı ağacı orda duruyor Boş bir kasabada çok yaşlı bir hancının Tuzlanmış dere balıklarını kutulara dizerkenki Elleri gibi, öyle bir yanılmazlıkla Duruyor da Her şey ki bir süre kendisi gibi duruyor, ben buna seviniyorum ... Devamı

Senihan'ın Günlüğünden | Bezik Oynayan Kadınlar ( l )

2013-11-13 00:05:00

Senihan'ın Günlüğünden /I Gözlerimden uçtum —bırakıp eski gövdemi— Aynanın önünde durdum —Kenarları saydam yapraklı aynanın— Omuzları açık giysimi giydim —siyah— Topaz kolyemi taktım. Göğsümün ortasına bir gül yerleştirdim. Acı, apacı bir gül.Dışarı çıktım. Muhassen'e uğradım —çağırdı demin— Firuze ve turuncu deniz kabuğu alaşımı Muhassen'e. Yedi lamba,yedi güvercin saçlarında. Ve eşyalarında bir başkalık: 'çabuk-güzel' Her şey 'acele-sıcak', 'acele-yerli yerinde' Her şey, ama her şey. Birdüğün öncesi gibi.Uzun bir deniz yolculuğu sonrası. Bir yerden bir yere taşınma.Yitirilmiş duygulara bir göz atma yaklaşımı belki. Rüyamda dagörmüştüm dün gece. Yedi gelin, yedi güveyi. Serpantinler, konfetiler içinde. Ağzımda bir sakız çiğneme kımıltısı Şuramda duymadığım bir duyma Bir elimi kalçama koyuyorum Kimim ben?  Seniha! Çağırmadım ki kendimi Sordum, o kadar. Ben kendimi kendime sunuyorum  o kadar. Bu işe çok uygunum, o kadar Toprağına karışmış bir çiftçi gibi Bir gün: yüzü olmayan bir erkek Bir gün: yanmış süt kokulu bir oğlan Gözkapaklarımı indiriyorum Lacivert bir jaluziyi indirir gibi Kendimi kendime sunuyorum –ben Seniha–Bunu hep böyle yapıyorum.  Bugün de böyle yaptım. Önce bir sigara yaktım,usul usul giyindim. Bluzumdaki bir iki kırışığı çektim düzelttim.Perdeleri açtım. Pencereyi de a&cc... Devamı

Şairin Seyir Defteri - Kitap, Menekşe, Tırnak

2013-11-12 13:24:00

  Bahçede şezlonga uzanmış  Kitap okuyan adam Kaldırıyor arada başını kitaptan Bir lastik hortumunun ışıldadığı tarhtaki Menekşenin M’sine bakıyor yalnız -günün kapı aralığı mavidir- O menekşe ki çiçek kavramından kurtulduğu için var Adam ki sevgi kavramından kaçtığı için mutlu Denizin bir adam boyu üstü gibi erinçli bir de. Şiirin bir gölgesi olmalıydı eylül -diyebilirdi- Şiir okumam ki diyor karısı Sırtını duvara dayamış, gökteki bir uçağın yaldızlı İzine bakıyor-yüzünde birbirine benzemeyen üç ayrı uzaklık- Ekliyor: biraz daha kessem tırnaklarımı Güz benim olacak. Kitaba dalıyor adam Küçük bir ot koparıyor kadın Ben buradan göremiyorum, masamdan, otun cinsini yani İyi günler diliyorum onlara, uzaktan Ve yalnızlığa değgin çok şey biliyorum. Adamın elindeki kitap benim kitabım Okuduğu şiir de işte bu okuduğunuz şiir. __ E. Cansever, Sonrası Kalır ... Devamı

Bezik Oynayan Kadınlar | Manastırlı Hilmi Beye Birinci Mektup

2013-11-12 12:40:00

  İşte şu yağmurlar, işte şu balkon, işte ben İşte şu begonya, işte yalnızlık İşte su damlacıkları, alnımda, kollarımda İşte yok oluşumdan doğan kent Hiçbir yere taşınıyorum, kendime sızıyorum yalnız Ben dediğim koskocaman bir oyuk Koltuğun üstünde, aynadaki yansıda Bir oyuk! sofada, mutfakta, yatağımda Yaşamayı tersinden kolluyorum sanki Yetişip öne geçiyorum sık sık. Sözgelimi Bir iki saatte bitiveriyor bir mevsim İyi Bugün pazartesi mi? kapının, pencerenin durumu Salıyı gösteriyor. Salondaki büyük saati sattım Saatin ölçebileceği Herhangi bir zaman parçası yok Gittiği yeri bilmeyen böcekler gibiyim Bir oyuğa, oyulmuş bir yaşama Ne gereği var ki saatin Balkona çıkıyorum sürekli Yollar yollar yollar katediyorum sanki böylece Bir semtin ilk rengini alıyorum Örneğin Ümraniye'de bir çay bahçesindeyim Bazan Anılardan anılara bir yol Ve Anılardan anılara sallanan bahçe Hangi yaprağı koparsam son anı avucumda kalıyor İyi. Yeniköy'de bir kahve içer miyiz, dedim bu sabah Bu sabah bu sabah Oralı olmadı kimse —pazartesi miydi— Oyuğumdan çıkmıştım tam, begonyamsa güller içinde Nasıl? Güllerse güller içinde yani Ve balkon demirinde bir martı. Dedim ki Deniz şuralarda bir yerde olmalı Çıt yok evin içinde Deniz şuralarda bir yerde olmalı Çıt yok Sanki dünyadaki bütün çay ocakları kapalı Ve göklerden tepelere inen bir sokak Ya da bir akarsuyum ben Denizse Şuralarda.. Yok önemi bir iki gün kaldı —martı— Balkonda Deniz de öldü sonra, martı da İyi iyi. Suyu tutmak gibi bir şeydi hepsi Günler —seni anımsadığım zaman— Birden Kurtuluş'tan Taksim'e giden bir tramvay görü... Devamı

Şükran Ay - Ninni

2013-11-11 17:26:00

Nasıl bir şarkıdır bu? Nasıl ince bir sızı vurur yüreğe? Nasıl düştüğü yeri yakar...Seni rahmetle anıyoruz Savaş abi.  Devamı

Atatürk'ün Ölümü - Cenazesinin Defnedilmesi | Resimli Anlatım (1

2013-11-09 19:26:00

(10 Kasım 1938 - 10 Kasım 1953)   Dolmabahçe Sarayı, İstanbul, 10 Kasım 1938   Bütün hayatı mücadele içinde geçen Atatürk’ün 1937 yılının sonlarına doğru sağlığı bozulmaya başlamıştı. Buna rağmen o dönemde yoğun bir biçimde bitmeyen bir heyecanla Hatay'ın ana vatana dahil olması için çalıştı. Kendisinde mevcut karaciğer kifayetsizliği Ocak 1938'de daha da belirginleşti. Büyük Önder son günlerini İstanbul’da sürekli doktorların gözetiminde geçirdi. 10 Kasım 1938 Perşembe günü saat dokuzu beş geçe Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini kapadı. Ölümü bütün dünyada derin akisler yaptı ve büyük üzüntü yarattı. Atatürk’ün vefatı, müdavim tabipleri Prof. Neşet Ömer İrdelp, Prof. Mim Kemal Öke ve Dr. Nihad Reşat beyler ile müşavir tabipler Prof. Akil Muhtar Özden, Prof. Hayrullah Diker, Prof. Süreyya H. Serter, Dr. Kamil Berk ve Dr. Abravaya Marmaralı tarafından yazılan şu raporla tespit edildi: “Reisicumhur Atatürk’ün umumî hâllerindeki vehamet dün gece saat 24’te neşir edilen tebliğden sonra her an artarak bugün, 10 İkinciteşrin 1938 Perşembe sabahı saat dokuzu beş geçe büyük şefimiz derin koma içinde terki hayat etmişlerdir. 10 İkinciteşrin 1938.”  Atatürk'ün naaşı, Dolmabahçe Sarayı salonunda özel bir katafalka yerleştirildi. Türk bayrağına sarılı ve başında silâh arkadaşlarının nöbet tuttuğu mukaddes tabut, üç gün müddetle milletin ziyaretine bırakıldı. Dolmabahçe Sarayı, İstanbul, 16 Kasım&n... Devamı

Ömer Hayyam - Rubailer - Dörtlükler

2013-11-07 15:19:00
Ömer Hayyam - Rubailer - Dörtlükler |  görsel 1

Varlığın sırları saklı senden, benden, Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben, Bizimki perde arkasında dedikodu, Bir indi mi perde, ne sen kalırsın ne ben. Bir geldi mi derin ölüm uykusu,Biter bu dünyanın dedi-kodusu.Ölenden bir haber bekler insanlar:Ne söylesin? Bilmez ki ne olduğunu! Yel eser, umutlar savrulur gider; Sensiz, bensiz kalır bağlar bahçeler; Altın gümüş nen varsa harcamaya bak! Ölür gidersin, düşmanın gelir yer. Dünyada akla değer veren yok madem, Aklı az olanın parası çok madem, Getir şu şarabı alsın aklımızı, Belki böyle beğenir bizi elalem. Ferman sende, ama güzel yaşamak bizde: Senden ayığız bu sarhoş halimizde. Sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı: İnsaf be sultanım, kötülük hangimizde? -Ömer Hayyam -  Rubailer ... Devamı

Dünyanın En Sessiz Odası

2013-11-05 13:37:00
Dünyanın En Sessiz Odası |  görsel 1

Dünyanın en sessiz yeri Steven Orfield tarafından oluşturulan bu oda.Burada ses düzeyi -9 desibeldir.Bu odada kimse 45 dakikadan fazla kalamadı. Belli bir süre sonra kalp atışınızı damarlarınızdaki kanın akışını bağırsaklarınızın seslerini duyuyorsunuz.Esas işin kötü yanı 25. dakikadan sonra sessizlik nedeni ile iç kulaktaki denge merkezi devre dışı kalıyor ve ayakta duramıyorsunuz oturmak zorundasınız sessizliğin gücü bu, insan garip bir varlık.   Dünyanın en sessiz odası olarak Guinness Rekorlar Kitabı'na giren Yankısız Oda'da en uzun süre kalan kişinin sadece 45 dakika durabildiği ifade edilirken, odanın yüzde 99.99 oranında ses geçirmez yapıya sahip olduğu belirtiliyor. Kalın cam elyaf, 2 kat yalıtılmış çelik duvar ve 30 santim kalınlığında betonla çevrili olan odaya giren kişilerin sessizlikten rahatsız olduğu ve bir süre sonra halusinasyonlar görmeye başladığı da ifade ediliyor. Odanın bulunduğu laboratuvar yetkilisi Steven Orfield, “Bu odada en çok vakit geçiren kişi sadece 45 dakika oturabildi. Sessiz bir ortamda insanın kulakları ortama uyum sağlar. Oda sessizleştikçe siz de daha fazla şey duymaya başlarsınız: kalp atışınızı, akciğerlerinizi, midenizden gelen sesleri. Yürürken yaydığınız sesler sayesinde bulunduğunuz ortama uyum sağlarsınız. Bu odada takip edeceğiniz bir işaret yok. Denge kurmanızı sağlayan algılamanız zorlaştığı için de yarım saatten fazla kalmayı düşünüyorsanız odada mutlaka sandalyeye oturmak zorundasınız” ifadelerini kullandı. Amerika genelinde birçok şirketin testler yapmak için odaya geldiğine de dikkat çeken Orfield, özellikle NASA’nın astronotlarına uyguladığı “halüsinasyon testleri”nin bu odada gerçekleştiğini kaydetti. (Daily Mail)... Devamı

Edip Cansever - Manastırlı Hilmi Beye Dördüncü Mektup

2013-11-05 12:30:00

Yıllar geçmedi, yıllar eskidi  Dokunduğum yerde kalıyorum  Yaşlı bir kelebek gibi. Yeni bir renk buldum bugün, suyun atkısı rengi Oyuğumdan çıktım Çıkmamı duydum Bir süre yürüdüm yürüdüm Hiç kimsenin ağzını dayayıp da Suyunu içmediği bir çeşme gibi durdum Durdum ki Önce bir elektrik mavisi çöktü içime Sanki bir suya anlatıldım da bilinemedim Ben Benzersiz bir geyiği okşar gibi Sevgisizliği okşayıp geçtim Yol boyunca insanların Uzak yakınlığını Okşayıp geçtim Sinema girişlerindeki fotoğraflara baktım —bir süre— Çürük elma kokulu bir sokağa girdim Küçük bir alana çıktım Cemal'i okuldan aldım Sonra.. Kestiydim saçlarını çoktan Gözleri bir çift medüza şimdi Cemal'in Kurtuluş'ta unutulmuş bir bahçe için Bahane Cemal Kolları iğreti, kısa Kır yolları gibi tekdüze bir anlatım yürüyüşünde Anlamsız Ve yanyana gelince beton yapılarla Hep aynı soğuk ve yapışkan hüzün Yedeğine alıyor ikisini de Oysa pencerelerden sarkan ışıklar bile Herbiri başka başka Acılar başka başka Her günkü sözler, her günkü konuşmalar Aynı plaklarda aynı şarkılar Tutmuyor hiç birbirini Ve Mutluluk Bir kibrit çöpü ne kadarcık yanarsa. Eski bir lokantadayız Hilmi Bey Beyoğlu'nda, arka sokaklarda Karşıdaki vitrinde Yeni cilalanmış bir tabut Bu garip gün sonundan sanki Pespembe üç haç eklenmiş ağzına Cemal'in Sadece pasta yiyor şimdilik Duvardaki denizkızına bakıyor ara sıra Bir düğmesi kopuk ceketinin Tırnakları tertemiz Gömleği buruşuk —biraz— Bazı belirti... Devamı