Unut Beni - Cem Karaca

2013-10-24 23:45:00

Çizgiler kesik kesik,gün gelecek hepten silinecek… Ve bir vakit Ay , Güneş'e demiş ki ; ''beni unutursan,belki mutlu olabiliriz.'' Devamı

Her gününüz bayram olsun (Can Yücel'den)

2013-10-15 00:51:00

Zamanla anlıyor insan: 3-4 güne sıkışmış bir tatilden öte  Bir şey bayram...  Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.  ***  Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz  kalınca anlar insan...  Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;  sevmeninkini yalnızlık...  Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.  Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni  kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...  Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.  Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.  ***  Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu  bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek  bayramdır.  Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir  ilişkiyi bitirmek de öyle...  Vuslat da bayramdır öte yandan...  Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda  ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna  sarılmak bayramdır.  En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini  bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara  düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.  Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede  üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle  okşayan anne bayramdır.  "Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.  Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...  ***  Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek,  ... Devamı

Elhan-ı Şita ( Kış Ezgileri ) Cenap Şahabettin

2013-10-14 00:27:00

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş, Eşini gaib eyleyen bir kuş Gibi kar Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar   Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş, (Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş,) Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar (Eşini kaybeden bir kuş gibi kar) Gibi kar (Gibi kar) Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar.. (Geçen ilkbahar günlerini arar) Ey kulûbün sürûd-i şeydâsu, (Ey kalplerin divane şarkısı) Ey kebûterlerin neşideleri, (Ey güvercinlerin şiirleri) O baharın bu işte ferdâsı (O baharın bu işte yarını)   Kapladı bir derin sükûta yeri (Kapladı bir derin sessizliğe yeri)   Karlar (Karlar)   Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar. (Ki sessizce arasıra ağlar)  Ey uçarken düşüp ölen kelebek (Ey uçarken düşüp ölen kelebek)  Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek (Bir melek kanadının beyaz püskülü)  Gibi kar (Gibi kar)   Seni solgun hadîkalarda arar. (Seni solgun bahçelerde arar.)  Sen açarken çiçekler üstünde (Sen açarken çiçekler üstünde)   Ufacık bir çiçekli yelpâze, (Ufacık bir çiçekli yelpâze,)   Nâ'şun üstünde şimdi ey mürde (Cansız bedenin üstünde şimdi ey ölü)   Başladı parça parça pervâze (Başladı parça parça altın kırıntıları)   Karlar (Karlar)   Ki semâdan düşer düşer ağlar! (Ki gökyüzünden düşer düşer ağlar!)   Uçtunuz gittiniz siz ey... Devamı

Nazım Hikmet Ran – Bir Küvet Hikayesi

2013-10-11 14:27:00

  1 Süleyman`a karısı telefon etti: — Konuşan ben, ben, Fahire. Tanımadın mı sesimden? Demek çok bağırdım birdenbire. Çığlık mı? Belki… Hayır, çocuklar hasta değil. Dinle beni: İşini bırak da gel, çabuk ol ama. Telefonda anlatamam, olmaz. Daha kıyamet kadar vakit var akşama. Saatlar, saatlar, kıyamet kadar. Sorma. Dinle beni… Hemen vapur bulamazsan Üsküdar`a kayıkla geç. Bir taksiye atla. Paran yoksa patrondan avans al. Yolda hiçbir şey düşünme, mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış. Yalan kuvvetliye söylenir ben kuvvetsizim. Alay etme kuzum. Evet kar yağacak, evet hava güzel. Koynuna girdiğim adam gibi kocam gibi değil, büyüğüm, akıllım, babam gibi gel… 2 Geldi Süleyman, Fahire, kocası Süleyman`a sordu: — Doğru mu? — Evet. — Teşekkür ederim Süleyman. Bak işte rahatladım. Bak işte ağlamıyorum artık. Nerde buluşuyordunuz? — Bir otelde. — Beyoğlu tarafında mı? — Evet. — Kaç defa? — Ya üç, ya dört. — Üç mü, dört mü? — Bilmiyorum. — Bunu hatırlamak bu kadar mı güç Süleyman? — Bilmiyorum. — Demek ki bir otel odasında. Kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi. Bir İngiliz romanında okudum, bu işlere yarayan otellerde kırık küvetler varmış. Sizinkinde de var mıydı Süleyman? — Bilmiyorum. — Hele düşün, toz pembe çiçekli, kırık bir küvet? — Evet. — Hiç hediye verdin mi? — Hayır. — Çukulata, filan? — Bir defa. — Çok mu seviyordun? — Sevmek mi? Hayır… — Başkaları da var mı Süleyman? &mdash... Devamı