Şirâze’den Şirâze’ye

2012-08-03 13:32:00
Şirâze’den Şirâze’ye |  görsel 1

Zenyn ki alır gözlerimi zeberced yanında az/Kararan gökten ağan üzerimize safi naz/dediler çeyrek saat var, bekle…

Güneş doğdu, battı; günler aylara dolandı, yıl oldu Şirâze dedim sonra yorgun: “çeyrek saat ne kadar uzun.”Karşılık derinden geldi: “senin çeyrek saatin bizimkine uymaz.”Kuzey’in öykülerini bilirsin, mistik tarafı vardır insanı içine çeker; kaybolursun…Kış gelir kaybolduğun yerde acıyla burkulursun.Sonra, yaşanabilecek tek yer bıraktığın yerdir gerçeği doğar fikrine, dönüşe durursun,Oyalı yazmamı dolayıp başıma yolunu gözlerim Şirâze,Dağlar aşmadan, çölde bir donup bir yanmadan,boğulmadan gizeminde tarihin dönüş olmaz. küçük adımlarla büyük adımlar eş ölçmese de sağlam inancın kısaltır mesâfeleri. 
Aynı yerdeyim;aynı tavır,aynı hâl üzereyim.Devrana her katılan derviş ile halkada dönerken ben,sevdalandığım mekâna adımın yazıldığı fısıldanır kulağıma…Sensiz mi gideceğim? Yalnız doğulur,yalnız yürünür,yalnız ölünür mâdem:yalnız edeceğim senden şikâyet.
Nâkâm olan nâdandır varlığından aşkın, çarnaçar döner geri nâdim olan da vakitsiz çalar kapıları, yitirdiğinde anar ah ile geçmişi/ah dediğin ufak bir inilti, noktası seyran/ah işte bir sona seyelân
Demedim seni kimseye, harf harf gizledim;sözü verdim Tibes’in baktğı vadiye kendimden bile gizlemişim adın silinmiş, şimdi isim isim dolanışım bundandır Şirâze.
Kışları ısınma derdine düştü, yazları andı çokça kar altında; burası Muskovi yenilmese de Şirâze sertleşti elleri, yüreği, sonra yüreğine düşen çiğ tanesi seyredişim bundandır verâdan hiç yaklaşmadan, kırar beni korkarım.
Alın üzerimden sorumluluğu/alın ne varsa bende sizden/yüksüz gideceğim, hem de süssüz/ruhum hafiflesin,düğünle alın verdiklerinizi şimdiden
Sonun başladığını söyleme Şirâze kimse inanmaz geldiğini görmeden; duymak istediklerine açıktır kulakları, kimse dinlemez başını taşa vurmadan.
Eskiyenin yerini yeni dolduracak, değişmez kanun; kimse kabul etmez gün gelip eskiyeceğini, kendisini bir köşeye atılmış bulmadan.
Susman gerektiğinde sus Şirâze, konuşman gerektiğinde değil; kimse tutmaz yanında hep gerçekle kol kola gezeni; gerçek en acı tarafıyla yakasına yapışmadan.Tam zamanında ol her şeyin, açmayan çiçeği koklama Şirâze;uzağında kal kargaşanın dingin ol,sakin ve sükûn içinde.
Yine yazılmışlığımı damıtıyor buldum kendimi Şirâze,aynı demde öyle,aynı makamda sana mihman

(…)

Muallak bir durumda nasıl olursa insan öyleyim.Kitabın adı kâfi ifadeye
ne azı, ne fazlası; ben böyleyim.
Tüm adresleri değiştirdim selis anlatımla;Uzak Doğu’nun gizemlerini,bir de şiirle aramdaki engin mesafeyi hâlâ bir çözüm süzgecinden geçiremedim.
Yağmuru orman kadar, ormanı yeşil kadar yeşili de sen kadar sevemedim.
Yakışmadı hiç üzerime aldığım; renk, söz, biçim, duruş, tavır…Dahası ben yakıştıramadım.Her konuda birinci dereceden kabahatliyim, “suçluluk psikolojisi” diyelim kestirmeden, gitsin.
Öncekilerden farklı olan içimdeki sıkıntının büyümesi bir alev topu besliyorum vurguya az var…
… sonra şahlanan bir duygunun peşinden koşarak,soluk soluğa Şiraze;buralarda belki de hiç kimsesiz oluşun yalnızlığına bulanıyorum;hâlâ. aynada yaşamaktan mı sıkıldım, ayna olmaktan mı, yoksa aynaya nüfuz etmekten mi?Ben Şiraze, kendime yine yeni aynalar buldum sen söyle şimdi yansımalı mı,yoksa yansıtmalı mı?

Sekizinci vurgu

Avaz avaz bir bütünlenme beklentisi; târifsiz, tâkatsiz; üstelik hepten asılsız…Ben bir balık; bu yüzdendir suyla değişmez muhabbetim,inada karşı iflâh olmaz gizli meylim,ısrara kim olsa tahammül edemeyişim ve bu sonu gelmez,dibi görünmez uçsuz bucaksız,zaman zaman beni dahi derinliğinde boğan Haşim duruşlu sentezlerim…Toplamda,“tağyire lüzum var” notunu her baktığım noktaya bir kanaviçe misali işlemeye beni icbar eder Şiraze ama ben daha sana hiçbir şey söyleyemedim ne ki noksan şimdi her şey,bu yüzdendir hatta benim noksanlığım,noktasızlığım.

Üç-buçuk, bir de çeyrek

Sakin ve duru;nedir bu telâş,göç vakti mi dayandı kapıya;dur biraz Şiraze kim çağırır böyle seni;duymaz oldun nazeninliğimi,tutmaz oldun vaadleri, kimin gölgesinde gözden yitiverdin? Daha yavaş, biraz daha ağırdan almalı;durdum,duruyorum;senin olmazlığını ya da olmamaklığını ya da olamayışını kehânet yüklü incelemelerle irdeliyorum.Sahici değil,sahtesin; kaderci değil,yolu çizensin;gelenekten sıyrılabilen,bir modern çağ çekiminde derin bir tuzaksın;aldanan değil,aldatansın;kurgulayan değil, kurgunun içinde kalansın…Sen Şiraze,ben Şiraze;bilmece içinde bilmece;seni de beni de bizi de,artık çözmeyeceğim.Ey sen! Elimden kaçırdığım bir ikindi kerahatinde lüzumundan fazla terkettiğim, yerli yersiz söylendiğim ve söz verdiğim…Bulanık sınırlarda şimdi, fazlasıyla müteessirim hâlimden biliyorum artık, ipin ucunu vakti geldi bırakmalıyım…Ey sen! Ütopyam…Zâhirde mavi asılda farklı olan sözlerimi de silmeliyim artık tüm sayfalardan,safhalardan.Suç üzerimde kalmasın diye üstelik, ben üstlendim bütün suçları şimdi hafif öksürük nöbetleri arasında kalıyorum o kadar.

Bazen Şiraze,kendi karanlığımdan sıkılıyorum/bu sıkıntı başa belâ açacak pencerem olsa deniz görsün istiyorum kokusunda yosun parçacıkları taşıyan…/Mürşidimi bulsam çare, bulmasam biçare.Hayata nereden tutunacağını hepten şaşıran müflis kadar âvare,belki aşık kadar mı divaneyim

Uzun öykülerden kaçarım, uzun şiirlerde azap içinde solarım git kaygısız ben buradayım uzun zamandır.Lüzumundan fazla terkettiğim hep söylendiğim hep öfkelendiğim Şiraze…

-Şirâze’den Şirâze’ye

 

0
0
0
Yorum Yaz